Ana Sayfa | Hakkımızda | Gönüllü Ekip | İletişim
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
İletişim
   
Ziyaretçi Defteri
 
 




Keyifli vakit geçirmek için Facebook'taki "Türkiye Gezgini" grubumuza katılabilirsiniz. Katılmak için tıklayınız.



Çayınızı ya da Türk kahvenizi yanınıza almanızı ve önerdiğimiz yerleri ayrıntılı olarak keyifle incelemenizi diliyoruz. Hazırsanız tıklayınız.


--------------------------------------
ANTİK CAM EVİ

ANTAKYA - HATAY

(Sayfanin solundaki Panoramik Sanal Tur bağlantılarını izlemenizi tavsiye ederiz. Müziklidir.)
--------------------------------------

KULE RESTAURANT

HARBİYE - ANTAKYA - HATAY
--------------------------------------

ÜNLÜ BIÇAKÇI NAİM

ANTAKYA - HATAY

Adres: Dokumacı Çarşısı No:17/19 (Uzun Çarşı'da) Antakya - HATAY
Cep: 0 542 211 96 77
--------------------------------------

TARİHİ AFFAN KAHVESİ

ANTAKYA - HATAY

Adres: Kurtuluş Caddesi No:42/A Antakya - Hatay
Tel: 0 326 215 12 48
--------------------------------------

KAVAKLIK RESTAURANT

KEŞAN - EDİRNE

Adres: Çanakkale Yolu Üzeri 10.Km. Keşan - EDİRNE
Tel: 0 284 712 25 05
--------------------------------------

 
 
 

TÜRKİYE GEZGİNİ TÜM ÖĞRENCİLERİMİZE HAYALLERİNİ GERÇEKLEŞTİRMELERİNE KATKIDA BULUNACAK BİR YIL DİLİYOR...


Steve Jobs'ın Stanford Üniversitesi Mezuniyet Törenindeki konuşmasının(İngilizce) videosunu izlemek için tıklayınız. Türkçe çevirisini aşağıdaki yazımızın hemen altında bulabilirsiniz.
6 Ekim 2011'de hayata veda eden Steve Jobs günlük hayatımıza iPhone, iPad olarak giren ürünlerin yaratıcısı ve bunları yapan Apple firmasının kurucusu, yönetim kurulu başkanı ve yöneticisiydi. Çok severek izlediğimiz Arabalar, Kayıp Balık Nemo, Oyuncak Hikayesi gibi filmleri yapan "Pixar Animasyon Stüdyoları"nın kurucusu ve yönetim kurulu başkanıydı.



TÜRKİYE GEZGİNİ'nin TAVSİYELERİ:

Öğrencilerimizin üniversite hayatları başladığında aşağıdaki özellikleri kazanmış olmalarını temenni ediyoruz.



"En önemlisi hayalleriniz olsun, sevdiğiniz şeyi yapın, amaçlarınızı belirleyin, kendinize inanın ve güvenin."

Evet, en önemlisi hayalleriniz olsun, sevdiğiniz şeyi yapın, amaçlarınızı belirleyin, kendinize inanın ve güvenin. Israrla ve ısrarla sevdiğiniz şey ne ise onu yapın. Sınavla buraya geldiğinize göre demek ki kesinlikle yeterli kapasitede ve zekadasınız. Ne istediğinizi, ne yapabileceğinizi sadece siz bilebilirsiniz. Kendi aklınızla keşfesin. Mutlaka bocaladığınız zamanlar olacaktır. Kalbinizin sesine ve sezgilerinize güvenin. Tutkunuza, sevdiğiniz şeye sarılın ve yoğunlaşın. Ortam ve her şey yeni ise bunların hayalleriniz ve amaçlarınız içinde nasıl yeri olmasını istiyorsanız öyle şekillendirin. Seneler hızla geçecek ve geriye dönüp baktığınızda ne görmek istiyorsanız şimdi onu yapın. Yaşça büyük çalışanlara geriye dönselerdi okul yıllarında gelecekleri için neler yaparladı sorun. Bu size fikir verir.

Korkabilirsiniz, gayet normal. Herkes korkar. Kimisi kaçar, kimisi kendisine inanmayı, güvenmeyi tercih eder. Toplumda 5 dakikada yenebilecekleri bir korku yüzünden, bir şeyi yapabilecekken yapamayan birçok insan vardır. Yapmak istemediğim için ya da şundan, bundan, ondan dolayı yapamıyorum demek yerine kendi kendinize korktuğunuzu itiraf edin ve bunun normal olduğunu, herkesin böyle şeyler yaşadığını kabul edin. Kendi hayalleriniz ve amaçlarınız olursa ve onlara odaklanırsanız korkuyu yenersiniz. Hatta bir süre sonra aklınıza gelir, sonra unutuverirsiniz. Öğrenememekten ve başarısız olmaktan korkup vazgeçenler ve kendilerine bahane bulanlar bir doludur. Kim "Korktuğum için yapmıyorum" der ki? "İstemiyorum, sevmiyorum, bundan dolayı,..." demeyi tercih eder. Hayatta bunun bedeli çok ağır olur. Bu şekilde davranmayı seçerseniz özgüveniniz azalmaya başlar.Öğrenememe ve başarısız olma korkusu başlar. Bunun sonucunda kaybetme korkusu başlar ki insana hayatta asıl kaybettiren bu kaybetme korkusudur. Burayı tekrarlamak gerek, hayatta insana asıl kaybettiren kaybetme korkusudur. Bu korku sizi kendinizden uzaklaştırır, çevrenizdeki insanları kaybetmemek için kendinizi onların istedikleri gibi olmak zorunda hissedersiniz. Oysa ki tüm bunlar kendi kendinize korkunuzla yarattığınız bir illüzyondur. Toplumda çoğu insan farkında olarak ya da olmayarak bu şekilde yaşar. Öğrenememe korkusu, başarısız olma korkusu ve kaybetme korkusu... Oysa ki yıllar geçtikten sonra bu insanlara kendinize inanıp bu korkuyu ufak bir zaman diliminde yenmeyi mi seçerdiniz, yoksa bu şekilde korkarak yaşamayı mı derseniz emin olun ki hepsi de çok az zamanlarını harcayarak korkularını yenmiş olmak isterlerdi...

Çözüm çok basit. Sadece bir hayaliniz olması ve buna odaklanmak... Bu kadar...Amacınızın ve hayalinizin ne olduğu değil, sadece amacınız ve hayaliniz olması önemlidir. Yıllar içerisinde istediğiniz düzenlemeleri yaparsınız.

Hayallerinize ve amaçlarınıza odaklanın. Buraya kadarki kısım en önemlisi. Tüm hayatınız için amaçlarınızı, hayallerinizi belirlediyseniz bundan sonrakiler için mutlaka yol bulursunuz ya da yaratırsınız.

Dünyanın birçok yerinde sevdiğiniz işi yapabileceğiniz seçenekler olacaktır. Yabancı dile çok önem verin. Ortak dil sizi tüm dünyaya taşır. Bu açıdan bakın. Değişim programlarına katılın. Ana dili bu dil olan insanlarla bir arada olun. Dil öğrenmenin yolu, ana dili o dil olan insanlarla zaman geçirmek, okumak, çalışmaktır. İleride yabancı bir ülkede İngilizce konuştuğunuz bir şirkette olduğunuzu düşünün. Türkiye'de çalıştığımız şirkette ana dilimiz Türkçe nasıl doğalsa İngilizce de o kadar doğaldır. Tüm dünyadaki insanların birikimlerinden faydalanmak, onlarla konuşup fikir alışverişi yapmak, keşfetmek, kendi hayallerinizi tüm dünyada gerçekleştirmek için bu çok gerekli ve önemlidir. Sizin hayallerinizi gerçekleştirebilecek firma farklı bir ülkeden olabilir. Hayallerinizi ve uygulamasını en iyi siz anlatabilirsiniz.

Olmak istediğiniz yerdeki insanlarla tanışın, haberleşin. Sektörü yaratan insanlara ulaşın.

Sizinle menfaatleri çakışmayan ve sizi ileriye götürecek, paylaşımcı insanlardan yardım isteyin. Hocalarınız, asistanlar,... Ne kadar çalışmanız gerektiğini ancak kendi hayalleriniz ve amaçlarınız belirler. Çalışma ölçütünüz budur. Yani hedeflerinize ulaşmak için disiplinli bir şekilde ne kadar gerekiyorsa o kadar çok çalışmalısınız. Çevrenizde çalışmıyormuş ya da çok az çalışıyormuş gibi görünenlere sakın aldanmayın. Bu tuzağa düşmeyin. Bütün gün sabahlayıp, "çok kolaydı, iki dakikada yaptım" diyen bir çok insan vardır. Büyük çoğunluğu uydurmacadır. 2 dakikada, 20 dakikada ya da 2 saatte anlamanız önemli değildir. Hayaliniz ve hedefinize ulaşmanız önemlidir. Özellikle ortalama alınan sınavlarda öğrenciler birbirlerini zayıf düşürmek, karşısındakini yetersiz zekada ya da kapasitede hissettirip not ortalamasını düşürmek ve öne geçmek için bu yöntemi kullanırlar. Kendinize inanıp, güvenip, tüm yaşantınızı ve çevrenizi buna göre düzenlerseniz bu illüzyon da kayboluverir. Bunun için tüm hayatınız boyu devam edecek hayal ve hedefleriniz olmalıdır. Yani sadece dersleri geçip başardım diye sevinirseniz yine tuzağa düşmüş olursunuz. Dersleri geçip başaracaksınız elbette, peki sonrası? Bu sonrası için de önceden düşünmüş ve daha dersler devap ederken hayatınızı okul sonrasına hazırlayacak bir yaşam tarzını yaratmış olmanız gerekmektedir.

Sosyal çevrenizi tüm hayatınızı düşünerek oluşturun. Okul arkadaşlarınız ileride iş arkadaşlarınız olacaktır. Çevrenizdekilerle iyi ilişkiler kurun ve değişik derecelere yerleştirin. Sizi seven ve değer veren insanların arasında olun ve en çok onlara değer verin. Onları hatırlayın, posta kartı atın, kargoyla ufak hediyeler gönderin. Anlaşamadığınızı düşündüğünüz kişilerle yine de iyi ilişkileriniz olsun, mesafeyi arttırın sadece. Size kim, ne kadar değer veriyorsa siz de o kadar değer verin, duruşunuzla konuşun, muhattap olmayın. Amaçlarınıza ve hayallerinize odaklanın. Sizi seven ve değer veren insanlarla içiçe olun, daha çok zaman geçirin. Arkadaşlığı size bir şey katan insanlarla arkadaşlık edin. İnsanların yüzlerine, bunları anlayabilecekler dışında, yanlışlarını söylemeyin. Sorun yaşarsınız. Eleştiriyi kaldırabilecek insan oranı %3'ü geçmez. İnsanları oldukları gibi kabul edin. Çünkü insanlar mantıklı olana ve evrensel gerçeklere göre değil, kendilerince mantıklı gördüklerine göre yaşarlar. Peki bunu itiraf eden var mıdır? Konuşsanız çok istisna insanlar hariç hiç kimse böyle düşündüğünü itiraf etmez. Hatta inkar eder. Bu nedenle, söyleneni, görüneni, onu, bunu, ne olmuş, ne bitmişi boşverin. Siz kendinize bakın.

Okul, sizi hayallerinize ve sevdiğiniz işe ulaştırabilecek parçalardan sadece birisidir. Bunu aklınızdan çıkarmayın. Kendinizi geliştirin.

Sizi en çok geliştirebilecek olan şey değişik açılardan bakabilmek ve bakış açılarını kavrayabilmek olacaktır. Bunun için kitap okuyun, tiyatroya gidin, sevdiğiniz spor ve sanat dallarından birine zaman ayırın ve imkan yaratıp bol bol yurt içinde ve yurt dışında gezin...

İmkanınız yoksa imkan yaratın. Paranız yoksa bursları, okulunuzda bilgisayar gözetmenliği ya da benzeri yarı zamanlı işleri, sizi ileriye taşıyacak, olmak istediğiniz çevreyi sağlayacak saatlik ücretli işleri araştırın. Yüzlerce, binlerce seçeneği tarayın. İnternet, okul çevresi, hocalar, asistanlar, aile dostları, şirketler,... Olasılıkları arttırın.

Bol bol gezin. Türkiye Gezgini kendinizi keşfetmenizi istemektedir...

Teşekkürler,
TÜRKİYE GEZGİNİ EKİBİ


Türkiye Gezgini'nin notu: Bu yazımızı okuduğunuz için teşekkür ederiz. Bu sayfamız tek bir kişinin bunları okuyup faydalanabileceği düşünülerek hazırlanmıştır. Siz bu sayfayı okumuşsanız demek ki Türkiye Gezgini'nin emeğine değmiştir. Türkiye Gezgini hayatınız boyunca sevdiğiniz işi yapmanızı ve hayallerinizi gerçekleştirebilmenizi istemektedir. Teşekkürler...


http://www.turkiyegezgini.com/


Facebook grubumuz:


https://www.facebook.com/groups/turkiyegezgini/




STEVE JOBS'ın STANFORD ÜNİVERSİTESİ MEZUNİYET TÖRENİNDEKİ KONUŞMASININ TÜRKÇE ÇEVİRİSİ:

6 Ekim 2011'de hayata veda eden Steve Jobs günlük hayatımıza iPhone, iPad olarak giren ürünlerin yaratıcısı ve bunları yapan Apple firmasının kurucusu, yönetim kurulu başkanı ve yöneticisiydi. Çok severek izlediğimiz Arabalar, Kayıp Balık Nemo, Oyuncak Hikayesi gibi filmleri yapan "Pixar Animasyon Stüdyoları"nın kurucusu ve yönetim kurulu başkanıydı.





"Bugün dünyanın en iyi üniversitelerinden birinin diploma töreninde sizlerle birlikte olmaktan onur duyuyorum. Ben üniversiteden hiç mezun olmadım. Doğruyu söylemek gerekirse, mezuniyete en yaklaştığım an da bu an!

Sizlere hayatımla ilgili üç hikaye anlatacağım. Hepsi bu. Büyütülecek birşey değil. Sadece üç hikaye.

İlki noktaları birleştirmekle ilgili.

İlk 6 aydan sonra Reed Üniversitesinde derslere girmeyi bıraktım, ancak gerçek anlamda okulu bırakana kadar bir 18 ay kadar daha okulda kaldım. Okulu neden bıraktım?

Olay ben doğmadan başlamıştı. Biyolojik annem genç, evlenmemiş bir üniversite mezunuydu ve beni evlatlık vermeye karar vermişti. Beni üniversite mezunu bir çiftin evlatlık almasını çok istiyordu, sonunda da bir avukat ve karısı tarafından alınmam için herşey hazırdı. Tek sorun, ben ortaya çıktıktan sonra, beni evlat edinecek çiftin esasında bir kız çocuğu istediklerini anlamış olmalarıydı. Bir gece yarısı, bekleme listesinde olan müstakbel aileme bir telefon geldi: “Elimizde beklenmedik bir erkek bebek var, onu istiyor musunuz?”. Onlar da “tabii ki” diye yanıtladılar. Biyolojik annem, annemin üniversiteyi, babamın ise liseyi bile bitirmemiş olduğunu öğrendiğinde evlatlık verme işlemini tamamlayacak son kağıtları imzalamayı reddetti. Ancak birkaç ay sonra, ailemin beni üniversiteye yollayacaklarına dair söz verdikten sonra ikna oldu.

Ve 17 sene sonra üniversiteye başladım ama saf bir şekilde neredeyse Stanford kadar pahalı bir okul seçtim, ve emekçi ailemin bütün birikimleri benim okul parama gidiyordu. Altı ay sonra, buna değmeyeceğini farkettim. Hayatımla ilgili ne yapmam gerektiği konusunda hiçbir fikrim yoktu ve üniversitenin de bunu bulmam için bana nasıl fayda sağlayacağını çözememiştim. Ve orada durmuş ailemin hayat boyu biriktirdiği parayı harcıyordum.. Sonuçta okulu bırakmaya ve herşeyin yoluna gireceğine inanmaya karar verdim. O zaman çok korkutucu gelmişti ama geriye dönüp baktığımda hayatımda verdiğim en iyi kararlardan biri olduğunu görüyorum. Okulu bıraktığım an, zorunlu fakat gereksiz olan ve ilgimi çekmeyen tüm dersleri almama gerek kalmamıştı. Böylece sadece bana ilginç gözüken derslere girebilecektim.

Bu aslında hiç de romantik bir durum değildi. Yurt odam olmadığından arkadaşlarımın odalarında yerde yatıyor, kola şişelerinin 5 sentlik depozitolarıyla yemek alıyor, her pazar akşamı güzel bir yemek yemek için 7 mil uzaktaki Hare Krishna kilisesine gidiyordum. Çok güzeldi. Merakım ve sezgilerim sayesinde içine düştüğüm çoğu şey daha sonra benim için paha biçilmez deneyimlere dönüştü.

Bir örnek vereyim: O zamanlar Reed Üniversitesi muhtemelen ülkedeki en iyi kaligrafi dersini veriyordu. Kampüsteki her poster, çekmecelerdeki her etiket, çok güzel şekilde elle kaligre edilmişti. Okulu bırakmış olduğum ve zorunlu dersleri almak zorunda olmadığım için kaligrafi dersi alıp nasıl yapıldığını öğrenmeye karar verdim. Serif ve san serif yazı karakterleri, değişik harf kombinasyonları arasındaki boşluğu ayarlama ve harika bir tipografiyi harika yapanın ne olduğu hakkında çok şey öğrendim. Çok güzeldi; tarihsel ve sanatsal olarak o kadar inceydi ki bilim hiçbir şekilde bunu yakalayamazdı ve ben bunu muhteşem buldum. Bunların hayatımda pratik bir uygulama bulma olasılığı yoktu. Ama on sene sonra, ilk Macintosh’u tasarlarken, bir anda aklıma geliverdi. Bunların hepsini Mac’te kullandık. Mac güzel bir tipografiye sahip ilk bilgisayardı.

Eğer o derse hiç girmemiş olsaydım, Mac hiç çok yönlü yazı karakterlerine veya boşlukları doğru orantıda kullanan fontlara sahip olmayacaktı. Windows da Mac’ten kopyaladığına göre, hiçbir kişisel bilgisayarın bunlara sahip olmayacağı muhtemeldir. Okulu bırakmamış olsaydım, o kaligrafi dersine girmemiş olacaktım, ve kişisel bilgisayarlar şu an sahip oldukları o harika tipografiye sahip olamayabileceklerdi. Tabii ki üniversitedeyken noktaları ileriye bakarak birleştirmek imkansızdı. Fakat on sene sonra geriye dönüp baktığımda herşey çok ama çok berraktı.

Tekrar söylüyorum, noktaları ileriye bakarak birleştiremezsiniz; onları sadece geriye baktığınızda birleştirebilirsiniz. Noktaların gelecekte bir şekilde birleşeceğine inanmanız gerekiyor. Bir şeye güvenmelisiniz – tanrıya, cesaretinize, kaderinize, hayata, karmaya, herhangi bir şeye. Bu yaklaşım beni hiçbir zaman yolda bırakmadığı gibi hayatımı da bütünüyle değiştirdi.

İkinci hikayem sevgiyle ve kaybetmekle ilgili.

Hayatımın erken bir döneminde neyi sevdiğimi bulduğum için şanslıydım. Woz (Steve Wozniak) ve ben Apple‘ı 20 yaşındayken ailemin garajında kurduk. Çok yoğun çalıştık, ve 10 sene sonra Apple garajdaki iki kişiden, 4000 çalışanı olan 2 milyar dolarlık bir şirkete dönüşmüştü. En nadide ürünümüz Macintosh’u piyasaya sürdüğümüzde ben 30 yaşına yeni basmıştım.
Ardından kovuldum.

Kendi kurduğunuz bir şirketten nasıl kovulabilirsiniz? Şöyle: Apple büyük bir şirket haline geldiği için biz de şirketi benimle birlikte yönetebilicek, yetenekli olduğuna inandığım birini işe aldık ve ilk sene işler iyi gitti. Fakat daha sonra, geleceğe yönelik görüşlerimiz farklılık göstermeye başladı ve bir noktada koptu. Bu noktada yönetim kurulumuz onun tarafında yer aldı. Sonuçta 30 yaşında dışarıda kalmıştım. Hem de herkesin gözü önünde. Hayatımın odak noktası olan şey bir anda yokolmuştu, bu büyük bir yıkımdı.

Birkaç ay ne yapacağımı bilemedim. Bir önceki girişimci nesli yüz üstü bırakmış, rütbe tam bana teslim edilirken onu elimden düşürmüş gibi hissetmiştim. Dave Packard ve Bob Noyce’dan bu başarısızlığım için özür diledim. Fazla göz önünde olan bir başarısızlık sembolü olmuştum ve vadiden kaçmayı bile düşündüm. Fakat içimde bir şeyler uyanmaya başladı, yaptığım işi hala sevdiğimi farkettim. Apple’da olanlar bunu en ufak şekilde değiştirememişti. Dışlanmıştım ama hala aşıktım. Ve yeniden başlamaya karar verdim.

O zaman farkına varmamıştım ama Apple’dan kovulmak başıma gelebilecek en iyi şey olmuştu. Başarılı olmanın ağırlığı yeniden başlamanın hafifliğiyle yer değiştirmişti, hiçbir şey hakkında eskisi kadar emin değildim. Hayatımın en yaratıcı dönemine girmek üzere özgürleşmiştim.

Sonraki beş sene NeXT adında bir şirket kurdum, Pixar adında başka bir şirket, ve eşim olacak inanılmaz kadına aşık olmuştum. Pixar’da dünyanın ilk bilgisayar animasyon filmi Toy Story‘yi yarattık ve şu an dünyanın en başarılı animasyon stüdyosuyuz. İnanılmaz olaylar zincirinden sonra, Apple NeXT’i satın aldı, ben Apple’a döndüm ve Apple’ın yenilenmesinin kalbinde NeXT’te geliştirdiğimiz teknoloji yatıyor. Ve Laurence ile harika bir aile kurduk.

Apple’dan kovulmamış olsaydım bunların hiçbirinin olmayacağından son derece eminim. Tadı çok kötü bir ilaçtı, ama sanırım hastanın da buna ihtiyacı vardı.
Bazen hayat kafanıza bir tuğlayla vurur. Sakın inancınızı kaybetmeyin.

Devam etmeme sebep olan şeyin yaptığım işe olan aşkım olduğuna ikna olmuş durumdayım. Neyi sevdiğinizi bulmanız gerek. Ve bu aşklarınız için geçerli olduğu gibi işiniz için de geçerlidir. İşiniz hayatınızın büyük bir kısmını kaplayacak ve gerçek anlamda tatmin olmanın tek yolu harika bir iş olduğuna inandığınız şeyi yapmanızdır. Ve harika bir iş yapmanın tek yolu ise yaptığınızı sevmenizden geçer. Henüz bulamadıysanız, aramaya devam edin.
Durulmayın. Tüm gönül meseleleri gibi, onu bulduğunuz zaman anlayacaksınız. Ve her büyük ilişki gibi, seneler geçtikçe daha da güzelleşecek. Yani bulana kadar devam edin. Yılmayın.

Üçüncü hikayem ölüm hakkında.

On yedi yaşındayken, şöyle bir şey okumuştum:
“Her gününü, hayatının son günüymüş gibi yaşarsan, günün birinde haklı çıkarsın.”

Bu cümle beni çok etkilemişti ve o günden bu yana, yani 33 yıldır, her sabah aynaya bakıp, kendi kendime hep şunu sordum: “Eğer bugün hayatının son günü olsaydı, bugün (normalde) yapacağın şeyleri yapmak ister miydim?” Uzun süre art arda, “Hayır,” yanıtını verdiğimde, bir şeyleri değiştirmem gerektiğini anladım.

İnsanın kısa süre içinde öleceğini bilmesi, yaşantısına damga vuracak kararlar vermesi açısından büyük önem taşır. Çünkü her şey, tüm dış beklentiler, gururlar, küçük düşme ya da başarısızlık korkuları – tüm bunlar ölüm karşısında değerlerini yitirir, yalnızca ölümdür önemli olan.

Kaybedecek bir şeyler olduğu (tuzak) düşünceyi yok etmenin en iyi yolu insanın öleceğini hatırlamasıdır. Zaten çıplak ve savunmasızsın. Yüreğinin sesini dinlememen için hiçbir neden yok.

Bir yıl kadan önce bana kanser teşhisi kondu. Sabah 7:30?da girdiğim ultrasonda pankreastaki tümör bariz bir şekilde görünüyordu. Bense pankreasın ne olduğunu bile bilmiyordum. Doktorlar bu tip bir kanserin tedavisinin neredeyse imkansız olduğunu ve üç ila altı aydan fazla yaşamayı beklemememi söylediler. Bu, çocuklarınıza ilerideki 10 yıl içinde söyleyeceklerinizi birkaç ay içinde söylemeye çalışmak demekti. Bu, ailenizin rahatı için gerekli her şeyin kısa zamanda yapılması demekti. Bu veda etmek demekti.

Bütün gün o teşhisle yaşadım. Akşama doğru biyopsi yapıldı, boğazımdan bir endoskop soktular, mide ve bağırsaklarımdan geçerek bir iğneyle pankreasımdaki tümörden birkaç hücre aldılar. Ben narkozla uyutulmuştum, fakat eşimin söylediğine göre doktorlar alınan hücreleri mikroskobun altına koyduklarında sevinç çığlıkları attığını söyledi. Benim kanserim ameliyatla tedavi edilebilecek bir türdenmiş. Ameliyat oldum ve şimdi iyileştim.

Beni ölüme en çok yaklaştıran olay budur ve umarım uzun yıllar boyunca bir daha bu denli yaklaşmam. Bu deneyimi yaşamış biri olarak diyebilirim ki ölüm faydalı fakat sadece entelektüel bir kavramdır.

Hiç kimse ölmek istemez. Cennete gitmek isteyenler bile, oraya gitmek uğruna ölümü göze almak istemezler. Oysa ölüm hepimizin ortak sonu. Şimdiye dek hiç kimse ölümden kaçamamıştır. Bunun böyle de olması gerekir, çünkü ölüm hayatın en güzel icatlarından birisi. Hayat’ın değişim ajanı. Yenilere yer açmak için, eskilerden kurtulmanın tek çaresi. Şu an için yeni sizsiniz, ama günün birinde, üstelik pek yakında siz de eskiyecek ve aradan çıkarılacaksınız. Bu kadar acımasız olduğum için üzgünüm, ama gerçek bu.

Zamanınız kısıtlı, bu yüzden başkalarının hayatını yaşayarak onu harcamayın. Başkalarının düşüncelerinin sonuçlarıyla yaşama dogmasına takılıp kalmayın. Başka insanların fikirlerinin gürültüsünün kendi kalbinizin sesini duymanızı engellemesine izin vermeyin. Ve en önemlisi kalbinizin ve sezgilerinizin yolundan gidecek cesarete sahip olun. Kalbiniz ve sezgileriniz ne yapmak istediğinizi bilirler. Bunun dışındaki her şey ikinci planda.

Gençliğimde, bizim neslin kutsal dergilerinden biri sayılan, The Whole Earth Catalog adında inanılmaz bir yayın vardı. Menlo Park yakınlarında yaşayan Steward Brand adında biri tarafından şiirsel bir tarzla kaleme alınmıştı. Size anlattığım bu olay, 1960'lardan kalma, masa üstü bilgisayarlardan ve bilgisayar destekli yayınlardan önce, yani bu dergi daktilolar, makaslar ve polaroid kameraların yardımıyla yapılmıştı. Google ortaya çıkmadan 35 yıl önce, dergi formatında bir Google gibiydi: idealistti, anlaşılır bilgiler ve harika görüşlerle doluydu.

Stewart ve ekibi bunun birçok baskısını yayımladılar ve dergi miyadını doldurduğunda son bir baskı yaptılar. 1970'lerin ortalarıydı, o zamanlar sizin yaşlarınızdaydım. Son baskının arka kapağında, sabahın erken saatlerinde çekilmiş bir yol fotoğrafı vardı, hani her maceracının kendini otostop çekerken bulabileceği yollardan biri.

Fotoğrafın altında şu sözler yer alıyordu: “Aç Kalın, Budala Kalın (Stay Hungry. Stay Foolish)(Sizi aç kalmanız rahatsız etmiyorsa, aptal kalmanızda rahatsız etmeyecektir.) Aramızdan ayrılırken bize verdikleri veda mesajları buydu. Aç Kalın, Budala Kalın. Kendim için hep bunu diledim. Ve şimdi, sizin için de aynı dilekte bulunuyorum:

Aç Kalın, Budala Kalın.

Hepinize çok teşekkür ederim."

Steve Jobs.




 
 

Copyright 2010 - 2015 Türkiye Gezgini